Şahverdi Ali Eren: Seyirciyi İnandırmak İçin Önce Oyuncu İnanmaya Başlamalı

Oyuncu, tiyatro yönetmeni, ressam ve yazar Şahverde Ali Eren, Ege 360 TV’de katıldığı programda oyunculuk yolculuğunu, unutamadığı set anılarını, karakter yaratma sürecini ve sanatın farklı alanlarındaki çalışmalarını anlattı. Son olarak “Prens” ve “Kuruluş Orhan” projelerinde yer aldığını belirten Eren, oyunculukta karaktere inanmanın önemine dikkat çekti.

Şahverde Ali Eren’den oyunculuk itirafı: “İnanmadığınız hiçbir şeye seyirciyi inandıramazsınız”

Ege 360 TV ekranlarında yayınlanan programa konuk olan oyuncu ve yönetmen Şahverdi Ali Eren, sanat kariyerinden oyunculuk anlayışına, televizyon sektöründeki değişimden tiyatro çalışmalarına kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu.

Uzun yıllardır İzmir’de yaşayan Eren, oyunculuk sektörünün ağırlıklı olarak İstanbul merkezli olması nedeniyle projeler sırasında sık sık yolculuk yapmak zorunda kaldığını söyledi. Kendini “kendi memleketinde, kendi topraklarında sanat üretmeye çalışan” biri olarak tanımlayan Eren, İzmir’de yaşamayı sürdürdüğünü ifade etti. Yapıştırılan metin

“İlk dizim Kurşun Yarası’ydı”

Kariyerinde çok sayıda televizyon yapımında rol alan Eren, ekranda yer aldığı ilk yapımın kamuoyunda zaman zaman ifade edildiği gibi “Kurtlar Vadisi” olmadığını söyledi.

İlk dizisinin “Kurşun Yarası” olduğunu belirten oyuncu, ardından 2003 yılında “Hekimoğlu” adlı yapımda yer aldığını anlattı. Eren, son dönemde ise dijital platformda yayınlanan “Prens” dizisinde, ardından ATV’de yayınlanan “Kuruluş Orhan” dizisinde “Deli Cebe” karakteriyle altı bölüm rol aldığını söyledi. Yapıştırılan metin

“Karakterin gözünden hayata bakmaya çalışıyoruz”

Oyunculuğun yalnızca ezberlenen repliklerin kamera karşısında söylenmesinden ibaret olmadığını vurgulayan Eren, oyuncunun canlandırdığı karakterin dünyasına girmesi gerektiğini ifade etti.

Günlük yaşamda insanların farklı ortamlarda farklı “sosyal maskeler” kullandığını belirten Eren, oyunculukta bunun çok daha derin bir biçimde yaşandığını söyledi.

“Karakterin gözünden hayata bakmaya çalışıyoruz” diyen Eren, oyuncunun kendisini role gerçekten teslim ettiğinde karakterin bir süre sonra oyuncuyu yönlendirmeye başladığını dile getirdi. Yapıştırılan metin

En çok “Seyfi” karakterini sevdi

Bugüne kadar canlandırdığı karakterler arasında kendisi için ayrı bir yere sahip olan rolün Seyfi olduğunu açıklayan Eren, bu tercihin nedenini rolün uzun soluklu olmasına bağladı.

Karakteri 77 bölüm boyunca canlandırmanın kendisine geniş bir oyunculuk alanı sunduğunu belirten Eren, Seyfi’nin aslında kendi kişiliğine çok benzemediğini, kendisinin karaktere dönüşmeye çalıştığını söyledi.

Rolün izleyicide güçlü bir karşılık bulduğunu anlatan Eren, bir dönem sokakta kendisini gören insanların gerçek hayatta da Seyfi karakteri gibi davrandığını düşündüğünü ifade etti. Yapıştırılan metin

“Oyuncu oynadığı karakteri savunmak zorunda”

Eren’in oyunculuğa ilişkin en dikkat çekici açıklamalarından biri ise “kötü karakter” kavramına ilişkin oldu.

Bir oyuncunun canlandırdığı karakteri sevmeden başarılı olamayacağını savunan Eren, “Oynayacağın karakteri mutlak suretle savunmakla görevlisin” dedi.

Oyunculukta “kötü adam” yerine zaman zaman “antikarakter” kavramını kullandıklarını anlatan Eren, her karakterin kendi açısından bir amacı ve gerekçesi bulunduğunu söyledi.

Eren, “Sen o hedefe inanmıyorsan seyirciyi nasıl inandıracaksın? İnanmadığınız hiçbir şeye inandıramazsınız” sözleriyle oyuncunun rolle kurduğu bağın önemini anlattı. Yapıştırılan metin

Set ortamında yaşadığı hayal kırıklığını anlattı

Programda setlerde yaşadığı unutamadığı bir olayı da paylaşan Eren, geçmişte rol aldığı bir projede senaryo gereği zor bir sahne çektiğini ve sahnenin ardından rol arkadaşıyla arasında beklemediği bir mesafe oluştuğunu anlattı.

Kendisinin gerçek kişiliği ile canlandırdığı karakterin birbirinden ayrılması gerektiğini vurgulayan oyuncu, profesyonel oyunculukta bu sınırın doğru kurulmasının önemli olduğunu ifade etti.

Eren ayrıca bir sahnenin başarısının yalnızca tek bir oyuncunun performansına bağlı olmadığını belirterek, sahne arkadaşlarının birbirine destek olması gerektiğini söyledi. Yapıştırılan metin

“Kamera duyguları okuyan bir alettir”

Kamera önü oyunculuğuna ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Eren, oyuncunun duyguyu gerçekten yaşamasının kamera karşısındaki performansı doğrudan etkilediğini söyledi.

“Kamera duyguları okuyan bir alettir” diyen Eren, oyuncunun yalnızca duyguyu yaşıyormuş gibi yapmasının yeterli olmadığını savundu. Yapıştırılan metin

Dijitalleşme Türk dizilerinde rekabeti artırdı

Televizyon ve dijital platformların değişen yapısını da değerlendiren Eren, geçmişte izleyicilerin sanat eserine ulaşmak için sinema ve tiyatro salonlarına gitmesi gerektiğini, televizyonun ardından sanatçıların insanların evlerine girdiğini, dijitalleşmeyle birlikte ise dünyanın dört bir yanındaki yapımlara ulaşmanın çok kolay hale geldiğini söyledi.

Bu durumun izleyicinin kalite beklentisini yükselttiğine dikkat çeken Eren, Türk yapımlarının artık yalnızca Türkiye’deki yapımlarla değil, dünya çapındaki içeriklerle karşılaştırıldığını belirtti.

Türkiye’de üretilen birçok dizinin yurt dışında ciddi ilgi gördüğünü de ifade eden Eren, yerli dizilerin uzun bölüm sürelerinin yurt dışındaki yayınlarda bölümlere ayrılarak gösterildiğini anlattı. Yapıştırılan metin

“Zor rolleri daha çok seviyorum”

Yeni bir projeyi değerlendirirken özellikle farklı karakterlerin ilgisini çektiğini belirten Eren, daha önce canlandırdığı rollerden farklı bir karakter geldiğinde bunu oyunculuğunu geliştirmek için fırsat olarak gördüğünü söyledi.

Rol yelpazesini genişletmeyi sevdiğini belirten oyuncu, “Biraz daha zor rolleri daha çok seviyorum. Üstesinden gelebilir miyim, gelemez miyim diye” ifadelerini kullandı. Yapıştırılan metin

Yönetmenlik için “İkisi de evlat” dedi

Oyunculuğun yanı sıra tiyatro yönetmenliği de yapan Eren, kısa filmlerde de yönetmenlik deneyimi bulunduğunu söyledi. Asıl yönetmenlik alanının tiyatro olduğunu ifade eden sanatçı, oyunculuk ile yönetmenlik arasında seçim yapmasının istendiği soruya ise “İkisi de evlat” yanıtını verdi.

Oyunculukta yönetmenin anlattığı hikâyenin bir parçası olunduğunu, yönetmenlikte ise doğrudan hikâye anlatıcısı konumuna geçildiğini belirten Eren, iki alanın farklı bilgi ve emek gerektirdiğini vurguladı. Yapıştırılan metin

Oyuncu, yönetmen, ressam ve şimdi de kitap yazarı

Programın ilerleyen bölümünde Eren’in yazarlık yönü de gündeme geldi. İkinci mesleğinin ressamlık olduğunu söyleyen sanatçı, şiirlerini bir kitapta toplama fikrinin yakın çevresinden gelen teşviklerle ortaya çıktığını anlattı.

Kendisini doğrudan “şair” olarak tanımlamak konusunda temkinli konuşan Eren, şiirin kendisi için “duyguların damıtılmış hali” olduğunu ifade etti. Duygularını doğrudan söylemek yerine şiirde daha dolaylı bir anlatımı tercih ettiğini belirtti. Yapıştırılan metin

Yeni gösteri 10 Ekim’de Salihli’de

Aktif tiyatro çalışmalarına devam eden Eren, kurduğu tiyatro topluluğuyla doğaçlama gösteriler gerçekleştirdiğini de açıkladı.

Son gösterilerinden birini 3 Ekim’de gerçekleştirdiklerini belirten Eren, sıradaki gösterinin 10 Ekim’de Salihli Sanat Akademisi’nde yapılacağını söyledi. Programda ayrıca Ayvalık ve Dikili’de de gösteriler planlandığını ifade etti. Yapıştırılan metin

“Anı yaşayabilen kişi yaşamış sayılır”

Programın sonunda hayata ilişkin mesaj veren Şahverdi Ali Eren, yaşamı “doğumla ölüm arasındaki bilinmezlik” olarak tanımladı.

Eren, “O bilinmezlik içerisinde anı yaşayarak, kıymetini bilerek, saniye saniye ilerlemeyi başarabilen kişi bence yaşamış sayılır” sözleriyle izleyicilere seslendi. Yapıştırılan metin

Program, Eren’in kitabından bir şiir okuması ve sanat yaşamına ilişkin sohbetin ardından sona erdi. Sunucu da kapanışta konuğunu “oyuncu, yönetmen, ressam ve şair” sözleriyle tanımladı.

İLGİLİ HABERLER