“Korkmayın Ama İhmal Etmeyin!”
Ekim Ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla katıldığı programda açıklamalarda bulunan Genel Cerrahi ve Meme Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Cüneyt Tuğrul, meme kanserinin dünyada giderek daha fazla gündeme gelen sağlık sorunlarından biri olduğunu belirtti.
Meme kanserinin erken evrede tespit edilmesi halinde tedavi başarısının oldukça yüksek olduğuna dikkat çeken Tuğrul, kadınların kendi vücutlarını tanımalarının ve düzenli sağlık kontrollerini aksatmamalarının önemini vurguladı.
Programda meme kanserinin risk faktörlerinden genetik testlere, kendi kendine meme muayenesinden koruyucu cerrahi yöntemlere kadar pek çok konu ele alındı.

“ERKEN YAKALANDIĞINDA TEDAVİ BAŞARISI YÜZDE 100'E YAKLAŞABİLİYOR”
Meme kanserinde erken teşhisin tedavi sürecini doğrudan etkilediğini belirten Op. Dr. Cüneyt Tuğrul, özellikle birinci evrede tespit edilen hastalıklarda oldukça yüksek başarı oranlarına ulaşılabildiğini söyledi.
Günümüzde cerrahi teknikler, radyoterapi, kemoterapi, hormon tedavileri ve hedefe yönelik ilaçlarda önemli gelişmeler yaşandığını ifade eden Tuğrul, erken tanının hastaların hem yaşam süresini hem de yaşam kalitesini olumlu etkilediğini kaydetti.
Tuğrul, meme kanserinin erken dönemde yakalanmasının daha kapsamlı tedavilere duyulan ihtiyacı azaltabileceğini belirterek hastalığın ilerlemeden tespit edilmesinin önemine işaret etti.
KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ NASIL YAPILMALI?
Kadınların meme dokularını tanımasının önemli olduğunu ifade eden Tuğrul, kendi kendine meme kontrolünün doğru tekniklerle yapılması gerektiğini anlattı.
Özellikle adet dönemine bağlı hormonal değişikliklerin meme dokusunda geçici sertlik ve hassasiyet oluşturabileceğini belirten Tuğrul, adet gören kadınların kontrollerini adet başlangıcından sonraki 6'ncı veya 7'nci günlerde yapabileceklerini söyledi.
Muayenede üç parmağın iç yüzeyinin kullanılması gerektiğini aktaran Tuğrul, meme dokusunun hafif basınçtan daha derin basınca doğru sistematik biçimde kontrol edilmesini önerdi.
Meme başı çevresinin ve koltuk altının da kontrol edilmesi gerektiğini vurgulayan Tuğrul, kadınların önce ayna karşısında görünüm değişikliklerini inceleyebileceğini, ardından elle kontrol yapabileceğini belirtti.
Kendi kendine kontrolün amacının kişinin normal meme yapısını tanıması olduğunu ifade eden Tuğrul, bu yöntemin hekim muayenesi ve mamografi taramalarının yerine geçmediğinin altını çizdi.
“HER ELE GELEN KİTLE KANSER DEĞİLDİR”
Memede fark edilen her kitlenin kanser anlamına gelmediğini belirten Tuğrul, iyi huylu kistlerin ve fibroadenomların da sık görüldüğünü hatırlattı.
Ancak bu ayrımın kişinin kendi değerlendirmesiyle yapılamayacağını vurgulayan Tuğrul, şüpheli bir değişiklik fark edildiğinde mutlaka uzman görüşü alınması gerektiğini söyledi.
Özellikle çevreden gelen tavsiyelerle doktora başvurmanın ertelenmesinin ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Tuğrul, geçmişte karşılaştığı bir vakadan örnek verdi.
Genç bir hastanın fark ettiği kitleyi ailesindeki benzer durumlar nedeniyle önemsemediğini ve aylar sonra ileri boyutlara ulaşmış bir kitleyle başvurduğunu anlatan Tuğrul, gecikmenin hastalığın seyrini olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.
Bu nedenle memede ele gelen yeni veya değişen bir kitlenin mutlaka hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
MAMOGRAFİ VE ULTRASON KONTROLLERİ İHMAL EDİLMEMELİ
Meme kanserinde yalnızca elle muayenenin yeterli olmadığını belirten Tuğrul, bazı tümörlerin ele gelen belirgin bir kitle oluşturmadan gelişebildiğini söyledi.
Mamografi, ultrason ve gerektiğinde manyetik rezonans (MR) görüntüleme yöntemlerinin tanı sürecinde önemli rol oynadığını ifade eden Tuğrul, görüntüleme yöntemlerinin kişinin yaşı, meme yapısı, aile öyküsü ve klinik bulgularına göre seçilmesi gerektiğini kaydetti.
Tarama programlarının ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Tuğrul, normal bir muayene sonucunun ilerleyen dönemde değişiklik olmayacağı anlamına gelmediğini belirtti.
Türkiye'deki ulusal meme kanseri tarama programı kapsamında 40-69 yaş arasındaki kadınlara iki yılda bir mamografi öneriliyor. Yüksek risk taşıyan kişilerde ise farklı takip programları uygulanabiliyor.
OBEZİTE VE HAREKETSİZLİĞE DİKKAT ÇEKTİ
Meme kanseri riskini etkileyen faktörlere ilişkin açıklamalarda bulunan Tuğrul, özellikle obezite ve hareketsiz yaşam tarzının önemine değindi.
Menopoz sonrasında yağ dokusunun hormon metabolizması üzerindeki etkisine dikkat çeken Tuğrul, kilo kontrolü ve düzenli fiziksel aktivitenin sağlığın korunmasında önemli olduğunu ifade etti.
Beslenme alışkanlıklarının da değerlendirildiği programda Tuğrul, sebze, meyve ve liften zengin beslenmenin önemini vurguladı.
Plastik ürünlerde bulunan bazı kimyasalların hormon sistemi üzerindeki olası etkilerine ve bağırsak mikrobiyotası ile hormon metabolizması arasındaki ilişkiye de değinen Tuğrul, bu alanlarda bilinçli olunması gerektiğini söyledi.
Ancak belirli besinlerin, plastik ürünlerin veya bağırsak bakterilerinin tek başına meme kanserine yol açtığına ilişkin kesin bir değerlendirme yapılabilmesi için bilimsel kanıtların dikkate alınması gerekiyor.

AİLESİNDE MEME KANSERİ OLANLAR GENETİK TEST YAPTIRMALI MI?
Programda meme kanserinde genetik yatkınlık da gündeme geldi.
Op. Dr. Cüneyt Tuğrul, meme kanserlerinin bir bölümünün kalıtsal genetik değişikliklerle ilişkili olduğunu belirterek özellikle BRCA1 ve BRCA2 genlerinin önemine dikkat çekti.
Ancak her kadının genetik test yaptırmasının gerekli olmadığını vurgulayan Tuğrul, test kararının aile öyküsü ve kişisel risk değerlendirmesine göre verilmesi gerektiğini ifade etti.
Ailesinde meme kanseri bulunan kişilerde öncelikle hastalık tanısı almış aile bireyinin genetik açıdan değerlendirilmesinin daha anlamlı olabileceğini belirten Tuğrul, günümüzde farklı kanser türleriyle ilişkili çok sayıda genin incelenebildiğini söyledi.
Genetik test sonucunda risk artırıcı bir değişiklik saptanmasının kişinin kesinlikle kansere yakalanacağı anlamına gelmediğini, ancak takip ve koruyucu önlemlerin planlanmasında yol gösterici olduğunu aktardı.
GENETİK RİSKİ YÜKSEK KADINLARDA KORUYUCU CERRAHİ SEÇENEĞİ
Genetik yatkınlığı yüksek olan kişilerde koruyucu cerrahinin de değerlendirilebildiğini belirten Tuğrul, özellikle yüksek riskli genetik değişiklikleri taşıyan kadınlar için farklı seçenekler bulunduğunu anlattı.
Dünyaca ünlü oyuncu Angelina Jolie'nin geçirdiği koruyucu ameliyatı örnek gösteren Tuğrul, risk azaltıcı meme cerrahisinin uygun hastalarda meme kanseri gelişme olasılığını önemli ölçüde azaltabildiğini ifade etti.
Bu tür ameliyatlarda meme dokusunun çıkarılması ve uygun hastalarda rekonstrüksiyon yöntemleriyle memenin yeniden şekillendirilmesinin mümkün olduğunu belirten Tuğrul, kararın kişiye özel değerlendirmeyle alınması gerektiğini söyledi.
Koruyucu cerrahinin riski tamamen ortadan kaldırmadığını da hatırlatan Tuğrul, genetik danışmanlık ve uzman takibinin önemine dikkat çekti.
EMZİRME MEME KANSERİ RİSKİNİ AZALTABİLİYOR
Emzirmenin meme kanseri riski üzerindeki etkisine ilişkin soruları da yanıtlayan Tuğrul, gebelik ve emzirme süreçlerinin meme dokusunda biyolojik değişikliklere neden olduğunu anlattı.
Emzirmenin meme kanseri riskini azaltan faktörlerden biri olduğunu belirten Tuğrul, ancak doğum yapmamış veya emzirmemiş her kadının meme kanserine yakalanacağı şeklinde bir değerlendirme yapılamayacağını vurguladı.
Risk değerlendirmesinde yaş, aile öyküsü, genetik özellikler ve yaşam tarzı gibi birçok unsurun birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.
“RUHUNUZU DA KORUYUN Kİ BEDENİNİZ DE SİZİ KORUSUN”
Programın sonunda izleyicilere önemli tavsiyelerde bulunan Op. Dr. Cüneyt Tuğrul, meme kanseri konusunda farkındalığın yalnızca ekim ayıyla sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi.
Kadınların kendi meme yapılarını tanımalarını, düzenli kontrollerini sürdürmelerini ve şüpheli belirtiler karşısında vakit kaybetmeden doktora başvurmalarını öneren Tuğrul, gereksiz paniğin de önüne geçilmesi gerektiğini belirtti.
Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemini vurgulayan Tuğrul, açıklamalarını şu sözlerle tamamladı:
“Kendi kendine meme muayenesini mutlaka öğrenin. Yıllık muayenelerinizi ihmal etmeyin. Elinize bir şey gelirse mutlaka bir doktora gösterin. Onun dışında ruhunuzu da koruyun ki bedeniniz de sizi korusun.”
Meme kanserinde erken tanının hayat kurtarıcı önem taşıdığına dikkat çekilen programda, düzenli sağlık kontrollerinin ve doğru bilgilendirmenin hastalıkla mücadelede en güçlü araçlar arasında olduğu mesajı verildi.