Gaziantep’in köklü antikacılarından Hanifi Özaslan, çocukluk yıllarında babasıyla birlikte köy köy dolaşarak başladığı meslek hayatını, bugün büyük bir tutkuyla sürdürüyor. 1990’lı yıllardan itibaren profesyonel olarak antika dünyasına adım atan Özaslan, bu alandaki derinleşme isteğiyle tüm mal varlığını gözünü kırpmadan sermayeye dönüştürdü. Arsasını, dükkanını ve köydeki taş evini satarak kurduğu koleksiyonunda, döneminin izlerini taşıyan nadide parçaları bir araya getiriyor.
Antika merakının popülerleşmesiyle birlikte sektörde yaşanan kontrolsüz büyümenin beraberinde ciddi riskler getirdiğini belirten Özaslan, özellikle turistik bölgelerde türeyen dükkanların gerçeği yansıtmadığını vurguladı.

Her eski eşya antika değildir
Antikacılığın sadece dükkan açmaktan ibaret olmadığını savunan tecrübeli isim, "Piyasada 20-30 yıllık eşyaları antika diye pazarlıyorlar. Oysa gerçek bir antika, en az 100-150 yıllık bir geçmişe sahip olmalıdır. Bir antikacı; Hitit’ten Osmanlı’ya kadar uzanan tarihi dönemlerin dokusunu, işçiliğini ve karakterini birbirinden ayırt edebilecek donanımda olmalıdır" ifadelerini kullandı.

Eskitme ürünlere karşı dikkatli olun
Tüketicilerin, "Osmanlı paşasından kaldı" gibi süslü hikayelere kanmaması gerektiğini belirten Özaslan, şu uyarılarda bulundu: "Gerçek eserlerin üzerinde yaşanmışlığın getirdiği doğal bir doku vardır. Sonradan eskitilmiş ürünler ise bu ruhu taklit etmeye çalışır. Vatandaşlarımız, gerçek antika ile yapay eskitme arasındaki farkı ayırt etmeyi öğrenmeden alışveriş yapmamalıdır. Tarihi bir objenin kime ait olduğunu kesin olarak bilmek neredeyse imkansızdır; bu yüzden hikayelere değil, eserin kendi gerçekliğine odaklanılmalıdır."