Süre Bittiğinde Bilgi De Biter mi?
Bir öğrenci düşünün.
Dersi dinliyor, konuyu anlıyor, soru çözebiliyor. Hatta önüne zor bir soru koyduğunuzda sabırla düşünüyor, doğru yöntemi buluyor ve sonuca ulaşıyor.
Sonra sınava giriyor.
Süre bitiyor.
Yetiştiremiyor.
Ve sonuç kâğıdında onun bütün emeğini anlatan tek bir şey kalıyor: Düşük bir puan.
Peki bu çocuk gerçekten başarısız mı?
Eğitim psikolojisi açısından baktığımızda akademik başarı yalnızca “bilmek” ile açıklanabilecek kadar basit değildir. Dikkat, kaygı düzeyi, işlem hızı, zamanı yönetebilme, karar verme, okuduğunu hızlı anlamlandırma ve sınav stratejileri de performansı doğrudan etkiler.
Bu nedenle bazen karşımızda konuyu bilmeyen değil, bildiğini verilen süre içerisinde gösteremeyen bir öğrenci vardır.
Çocuk evde bir soruyu üç dakikada doğru çözüyor olabilir. Fakat sınav sistemi aynı soruyu daha kısa sürede çözmesini beklediğinde ortaya başka bir beceri girer: hız.
İşte burada çok önemli bir ayrım yapmamız gerekiyor.
Hız, her zaman zekâ değildir. Yavaşlık da bilgisizlik değildir.
Bazı öğrenciler düşünerek ilerler. Seçenekleri tek tek değerlendirir, yaptığı işlemi kontrol eder, hata yapmamak için soruyu tekrar okur. Bu özellikler öğrenme sürecinde son derece kıymetliyken süreli bir sınavda dezavantaja dönüşebilir.
Üstelik öğrenci birkaç kez sınavı yetiştiremediğinde yalnızca zamanla değil, kaygıyla da yarışmaya başlar.
“Yine yetişmeyecek.”
Bu düşünce zihne düştüğü anda dikkat artık yalnızca soruda değildir. Öğrencinin bir gözü saatte, zihninin bir bölümü kalan sorularda, diğer bölümü ise başarısız olma korkusundadır. Kaygı arttıkça performans düşer; performans düştükçe kaygı artar.
Tam da bu noktada yetişkinlerin kullandığı dil çok önemlidir.
“Çok yavaşsın.” “Biraz hızlı ol.” “Biliyorsun ama sınavda yapamıyorsun.”
Bunların yerine şu soruyu sormak belki daha değerlidir:
“Bu çocuk bilgisini sınav süresine nasıl taşıyabilir?”
Çünkü çözüm çocuğu başarısız ilan etmek değil; süreli denemelerle hızını kademeli artırmak, soru seçme becerisi kazandırmak, takıldığı soruyu bırakabilmeyi öğretmek ve sınav kaygısını yönetmesine yardımcı olmaktır.
Eğitimin görevi yalnızca sonucu değerlendirmek değil, sonuca giden süreçte öğrencinin nerede zorlandığını görebilmektir.
Çünkü bazen sınav kâğıdındaki boş sorular, çocuğun bilmediğini göstermez.