KÖPEĞİ SEVMEK BAŞKA, İNSANLAŞTIRMAK BAŞKA
Köpekler hayatımızın çok özel bir yerinde. Onlarla aynı evi paylaşıyor, birlikte geziyor, konuşuyor, üzülünce yanımıza çağırıyor, sevincimizi onlarla paylaşıyoruz. Bunda yanlış bir şey yok. Sorun, köpeği sevmekle onu insan gibi yorumlamayı birbirine karıştırdığımızda başlıyor.
“Bana küstü”, “kıskandı”, “inat ediyor”, “intikam aldı”, “beni cezalandırıyor”… Meslek hayatım boyunca bu cümleleri sayısız kez duydum. Oysa çoğu zaman köpeğin yaptığı şey düşündüğümüz kadar karmaşık değil. Bir davranışın arkasında korku, öğrenilmiş bir alışkanlık, heyecan, stres, ihtiyaç, ortamın etkisi ya da daha önce o davranışın işe yaramış olması var.
İNSAN GİBİ DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE KÖPEĞİ KAÇIRIYORUZ
Köpeğe insan duyguları yüklediğimizde en büyük risk, gerçek nedeni görememek. Eve geldiğinizde çöpleri dağıtmış bir köpeğin “suçlu bakması”, çoğu zaman yaptığı şeyin ahlaki olarak yanlış olduğunu anlamasından değil; sizin beden dilinizi, ses tonunuzu ve gerginliğinizi okumasından kaynaklanır. Biz bunu “pişman oldu” diye yorumlarız ve ardından köpeği cezalandırmaya çalışırız. Böylece davranışın nedenini çözmek yerine iletişimi daha da karmaşık hâle getiririz.
SEVGİ SINIR KOYMAYA ENGEL DEĞİLDİR
Bir başka hata da sevgiyi sınırsızlıkla karıştırmak. Sürekli kucakta taşınan, her istediğinde ilgi gören, sahibinin peşinden evin her köşesine giden bir köpek ilk bakışta çok mutlu görünebilir. Fakat kendi başına sakin kalmayı öğrenemeyen bir köpek zamanla sahibine aşırı bağımlı hâle gelebilir. Sonra sahibi birkaç saat evden çıktığında aynı aile “Bizi çok sevdiği için yalnız kalamıyor.” diyebilir.
Hayır. Sevgi başka, bağımlılık başka şeydir.
Köpeğin ihtiyacı yalnızca sevilmek değildir. Güvenli sınırlar, rutin, uyku, hareket, koklama, oyun, öğrenme, kendi başına kalabilme ve gerektiğinde “hayır” cevabını kabul edebilme de sağlıklı bir yaşamın parçasıdır. Üstelik sınır koymak sertlik değildir. Köpeğin neyin beklendiğini bilmesi, evin kurallarının bugün başka, yarın başka olmaması, onun için belirsizliği azaltır ve günlük hayatı daha anlaşılır hâle getirir.
HER TEMAS SEVGİ ANLAMINA GELMEZ
Bazı köpekler sarılmaktan, sıkıştırılmaktan, sürekli öpülmekten ya da uyurken rahatsız edilmekten hoşlanmaz. Biz bunu sevgi gösterisi olarak yaparken köpek başını çevirebilir, uzaklaşabilir, dudaklarını yalayabilir ya da bedeniyle mesafe isteyebilir. Bu işaretleri görmezden gelip temasa devam ettiğimizde “Ben onu seviyorum.” dememiz, köpeğin o an kendini rahat hissettiği anlamına gelmez. Sevginin bir parçası da onun istemediği teması durdurabilmektir.
ONU İNSANLAŞTIRMAYIN, ONU ANLAYIN
Ben köpek eğitiminde her zaman şunu savunuyorum: Önce köpeği köpek olarak kabul etmeliyiz. Onu küçümsemek için değil, tam tersine doğasına saygı göstermek için.
Köpeğiniz size çok güçlü bağlanabilir, sizi özleyebilir, sizinle güvende hissedebilir. Ama her davranışı insan ilişkilerindeki kavramlarla açıklamaya başladığımızda onu anlamıyoruz; aslında kendi duygularımızı onun üzerine yerleştiriyoruz.
Köpeği gerçekten sevmek bazen sarılmak, bazen oyun oynamak, bazen mesafe vermek, bazen de sınır koymaktır. Bazen de hiçbir şey yapmadan onun kendi hâlinde kalmasına izin vermektir.
Çünkü iyi bir köpek sahibi olmak, köpeğimizi kendimize benzetmek değil; onun dilini öğrenmek, ihtiyaçlarını doğru okumak ve ona kendi doğası içinde güvenli bir hayat sunmaktır.