Bir İnsan, Bir Aşkın İçinde Kaybolabilir mi?
Bazı insanlar vardır; hayatın bütün anlamını tek bir insanda bulur. Sabah gözlerini açtığında aklından geçen ilk düşünce odur, gece gözlerini kapattığında kalbinde kalan son his yine… Onun bir gülüşüyle dünyası aydınlanır, bir kelimesiyle bütün gününü güzelleştirir. Varlığı huzur, sesi sığınak, nefesi nefesine karışan bir hayatın en güzel sebebidir. İşte böyle seven insanlar için aşk, hayatın yalnızca bir parçası değil, hayatın ta kendisidir.
Peki, ya bir gün o çok sevdiğin insanın senden uzaklaştığını hissedersen?
İşte o zaman insanın içinde tarif edilmesi zor bir sessizlik başlar. Yanındadır belki, sesini duyuyorsundur, gözlerinin içine bakıyorsundur ama kalbin bir şeylerin eskisi gibi olmadığını fısıldar. Söylenen sözlerden çok söylenmeyenleri düşünür, küçücük bir mesafede kocaman anlamlar ararsın. Bir mesajın gecikmesinde, bir cümlenin kısalığında, eskisi gibi olmayan bir bakışta kaybolursun.
Ve en çok da kendine sorarsın: Ben mi değiştim, o mu değişti, yoksa aşkımızın içinde bir şeyler mi eksildi?
Oysa senin içinde eksilen hiçbir şey yoktur. Hâlâ aynı heyecanla beklersin onu. Hâlâ adını duyduğunda kalbinin ritmi değişir. Hâlâ onun mutluluğunu kendi mutluluğundan ayrı düşünemezsin. Belki de en büyük yorgunluğun, bu kadar çok severken onun kalbinde eskisi kadar yerin olup olmadığını bilememektir.
Çünkü insan bazen sevilmemekten değil, sevdiği insanın kendisinden uzaklaştığını hissetmekten korkar. Kaybetme ihtimali, sahip olmaktan duyduğu mutluluğun üzerine gölge düşürür. İçinde binlerce cümle birikir ama hepsini söylemeye cesaret edemez. Çünkü korkar… Bir soru sorup aralarındaki mesafeyi büyütmekten, bir duygusunu anlatıp yanlış anlaşılmaktan, en çok da bütün kalbiyle sevdiği insana yük olmaktan korkar.
Ama aşk, yalnızca yan yana olmak değildir. Aşk, iki insanın birbirinin kalbinde kendine güvenli bir yer bulabilmesidir. Bazen bir sarılma, bazen içten bir bakış, bazen de “Ben buradayım, hiçbir yere gitmedim” diyen küçücük bir cümledir ihtiyaç duyulan.
Yine de insanın kalbi, karşılık beklemese bile anlaşılmayı ister. Sevdiği insanın gözlerinde kendini görmek, onun hayatında hâlâ özel olduğunu hissetmek ister. Çünkü en güçlü görünen insanların bile sevgiye, şefkate ve güvene ihtiyacı vardır.
Ve bütün bunların sonunda, bütün korkulara, sessizliklere, mesafelere rağmen değişmeyen bir gerçek kalır: Sevmek bazen beklemek, bazen susmak, bazen de kendi içinde bin parçaya bölünürken bile sevdiğinin iyiliğini dilemektir.
Sana gelince…
Belki bazen kendimi anlatamıyorum, belki içimde kopan fırtınaları sana hissettiremiyorum. Belki senden uzaklaştığını hissettiğim anlarda içimdeki korkularla baş başa kalıyorum. Ama bilmeni isterim ki benim sevgim, bir anın heyecanından ya da güzel günlerin mutluluğundan ibaret değil.
Ben seni hep sevdim, hep seviyorum ve sevmeye devam edeceğim. Sen benim için yalnızca sevdiğim bir insan değil, ömrümün en güzel duygusu, nefesimin anlamı, kalbimin en özel yerisin. Hayat ne getirirse getirsin, yollarımızı hangi rüzgârlar savurursa savursun, aramıza hangi mesafeler girerse girsin, sana olan sevgim hiçbir şeye, hiç kimseye rağmen azalmayacak. Çünkü benim kalbimde sana ayrılan yer, başkalarının doldurabileceği bir yer değil.
Benim sana olan sevgim, şartlara bağlı bir duygu değil; kalbimin kendi gerçeği. Ve ben, bugün de yarın da, hayatımın bütün değişen mevsimlerine rağmen seni sevmekten vazgeçmeyeceğim.