-
reklam
reklam

Her Başarısız Notun Arkasında Başarısız Bir Çocuk Yoktur

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Eğitim sisteminde yıllardır değişmeyen bir alışkanlığımız var: Çocukları çoğu zaman aldıkları notlarla tanımlıyoruz. Karnedeki rakamlar yükseldikçe “başarılı”, düştükçe “yetersiz” etiketi yapıştırıyoruz. Oysa eğitim psikolojisi bize çok daha önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Her başarısız notun arkasında başarısız bir çocuk yoktur. Bazen başarısız görünen yalnızca o günkü sonuçtur; çocuğun potansiyeli değil.

Bir öğrenci sınavda düşük puan almış olabilir. Ancak o sınav kâğıdı bize sadece birkaç soruya verdiği cevapları gösterir. O gün yaşadığı kaygıyı, evde karşılaştığı problemleri, uyuyamadığı geceyi, kendine olan inancını ya da öğrenme güçlüğünü göstermez. O küçük rakam, koca bir çocuğu anlatmaya yetmez.

Eğitim psikolojisi, öğrenmenin yalnızca bilişsel değil, aynı zamanda duygusal bir süreç olduğunu söyler. Kendini güvende hissetmeyen, sürekli eleştirilen ya da başkalarıyla kıyaslanan bir çocuk, zamanla öğrenmekten çok hata yapmamaya odaklanır. Böyle bir ortamda ise merak duygusu yerini kaygıya bırakır. Kaygı arttıkça dikkat azalır, dikkat azaldıkça performans düşer. Sonunda ortaya çıkan düşük not ise çoğu zaman sebep değil, yaşanan sürecin sonucudur.

Ne yazık ki yetişkinler olarak bazen sonucu görür, süreci kaçırırız. “Daha çok çalışsaydın.”, “Arkadaşın senden yüksek almış.”, “Bu not sana yakışmadı.” gibi cümleler iyi niyetle kurulsa da çocuğun zihninde farklı bir anlam taşır. Bir süre sonra çocuk, “Ben başarısız oldum.” demekten vazgeçer ve “Ben başarısız biriyim.” demeye başlar. İşte en büyük tehlike de tam burada başlar. Çünkü bir davranışı değiştirmek mümkündür; fakat kişinin kendisiyle ilgili oluşturduğu olumsuz inancı değiştirmek çok daha uzun zaman alır.

Oysa her çocuk aynı şekilde öğrenmez. Kimisi görerek, kimisi dinleyerek, kimisi deneyimleyerek öğrenir. Kimisi bir konuyu ilk anlatımda kavrar, kimisinin ise tekrar etmeye ihtiyacı vardır. Bu farklılık bir eksiklik değil, insan olmanın doğal bir sonucudur. Eğitimin görevi herkesi aynı hızda koşturmak değil; her çocuğun kendi potansiyeline ulaşmasına rehberlik etmektir.

Öğretmenlerin ve velilerin kullandığı dil de bu yolculukta büyük önem taşır. “Yapamadın.” yerine “Henüz öğrenme sürecindesin.”, “Başaramazsın.” yerine “Birlikte farklı bir yöntem deneyelim.” diyebilmek, çocuğun yalnızca akademik başarısını değil, öz güvenini de güçlendirir. Çünkü çocuklar önce kendilerine inanmayı öğrenir, sonra öğrenmeye cesaret ederler.

Belki de artık başarı kavramını yeniden tanımlamanın zamanı gelmiştir. Başarı sadece yüksek not almak değildir. Başarı; soru sormaya devam eden, hata yapmaktan korkmayan, denemekten vazgeçmeyen ve her düştüğünde yeniden ayağa kalkabilen bireyler yetiştirebilmektir. Unutmamalıyız ki bugün düşük not alan bir çocuk, doğru destekle yarının başarılı bilim insanı, sanatçısı, öğretmeni ya da lideri olabilir. Bu yüzden hiçbir çocuğun geleceğini tek bir sınavın sonucuna sığdırmamalıyız. Çünkü her başarısız notun arkasında başarısız bir çocuk değil, çoğu zaman sadece anlaşılmayı bekleyen bir çocuk vardır.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız