Mücadelesiz Tüketim: Bedelini Başkasının Ödediği Değişim
Bir süredir zihnimde dolaşan bir durumu tanımlamaya çalışıyordum. Sonunda kendi adıma doğru ifadeyi bulduğumu düşünüyorum: Mücadelesiz tüketim.
Tüketim deyince aklımıza genellikle para, alışveriş ya da maddi kaynaklar geliyor. Oysa bazen insanların emeğini, cesaretini, mücadelesini ve hatta aldığı riskleri de tüketiyoruz.
Ailede, iş hayatında, arkadaşlıklarda, ilişkilerde ve elbette toplumsal meselelerde bunun örneklerini görmek mümkün.
Bir durumdan rahatsız olan insanlar vardır. Sürekli anlatırlar, eleştirirler, şikâyet ederler. Neyin yanlış olduğunu uzun uzun tarif eder, hatta saatlerce çözüm konuşurlar. Fakat sıra sorumluluk almaya, ses çıkarmaya, bir adım atmaya veya konfor alanından vazgeçmeye geldiğinde geri çekilirler.
Sonra içlerinden biri çıkar.
Konuşmak yerine harekete geçer. İtiraz eder, sınır koyar, çözüm üretir, risk alır. Bazen ailesiyle karşı karşıya gelir, bazen iş yerindeki düzeni sorgular, bazen çevresinin tepkisini göze alır.
İşte tam o noktada ilginç bir şey olur:
Değişimi isteyenlerin tamamı, değişimin bedelini ödemek istemez.
Birileri mücadele ederken diğerleri uzaktan izler. Hatta mücadele eden kişiye “Çok büyütüyorsun.”, “Boş ver.”, “Başına iş alma.” diyebilirler. Fakat mücadele sonuç verdiğinde ortaya çıkan yeni düzenden yararlanmak konusunda aynı çekingenliği göstermezler.
Çünkü artık risk azalmıştır.
Bir iş yerinde yıllardır herkes aynı problemden şikâyet eder ama yönetime yalnızca bir kişi gider. Bir ailede herkes aynı düzenden rahatsızdır ama sınırı yalnızca bir kişi koyar. Bir arkadaş grubunda herkes yapılan haksızlığı görür ama itiraz eden yine birkaç kişidir. Toplumsal meselelerde de çoğu zaman benzerini görürüz: Değişim talebi kalabalıktır, değişimin yükünü omuzlayanlar ise çok daha azdır.
Sonuç başarılı olduğunda ise kazanım ortaklaşır.
Belki de mücadelesiz tüketim tam olarak budur:
Bedelini ödemediğimiz bir değişimin konforunu tüketmek.
Elbette herkes her mücadelede ön safta olmak zorunda değil. Her insanın gücü, koşulları ve imkânları aynı değil. Fakat sürekli şikâyet edip sorumluluğu başkasına devretmek ile gerçekten imkânı olmadığı için geri durmak arasında önemli bir fark var.
Çünkü değişim yalnızca isteyenlerle değil, bir noktada sorumluluk alanlarla gerçekleşiyor.
Belki de kendimize zaman zaman şu soruyu sormamız gerekiyor:
Ben gerçekten değişim için bir şey yapıyor muyum, yoksa başkalarının mücadelesiyle oluşacak daha konforlu bir hayatı mı bekliyorum?
Çünkü bazı kazanımların faturası görünmezdir.
Ve bazen o faturayı, masada oturan herkes adına yalnızca birkaç kişi öder.