Kitaplarda Mükemmel Eğitim, Gerçekte Mümkün mü?
Eğitim kitaplarını açtığımızda karşımıza neredeyse kusursuz bir dünya çıkar.
Her öğrenci özeldir. Her çocuğun öğrenme hızı farklıdır. Eğitim bireyselleştirilmelidir. Öğrenciye baskı yapılmamalı, yetenekleri keşfedilmeli, ilgi alanları desteklenmeli, süreç odaklı ilerlenmeli ve her çocuk kendi potansiyeli içerisinde değerlendirilmelidir.
Peki bütün bunlar gerçek hayatta eşit ve adil biçimde uygulanabilir mi?
Eğitim koçluğu alanında da benzer bir ideal dünya anlatılır. Öğrencinin hedefini kendisinin belirlemesi, iç motivasyonunun oluşturulması, çalışma sisteminin kişiye özel hazırlanması, güçlü ve zayıf yönlerinin keşfedilmesi beklenir.
Teoride son derece doğru.
Fakat teori sınıfın kapısından içeri girdiğinde hayatla karşılaşır.
Aynı sınıfta ekonomik koşulları, aile yapıları, akademik geçmişleri, öğrenme hızları ve hedefleri birbirinden tamamen farklı onlarca öğrenci bulunabilir. Birinin evinde özel ders, sessiz bir çalışma odası ve güçlü bir aile desteği vardır; diğerinin belki kendisine ait bir masası bile yoktur.
Sonra bu iki çocuğa aynı sınavı verir ve “Eşit şartlarda değerlendirdik.” deriz.
Oysa eşitlik ile adalet aynı şey değildir.
Herkese aynı şeyi vermek eşitlik olabilir; fakat herkesin ihtiyacına göre desteklenmesi adalete daha yakındır.
Tam da burada eğitim koçluğunun en önemli sorusu ortaya çıkıyor:
Biz öğrenciyi ideal eğitim modellerine mi uyduruyoruz, yoksa eğitim modelini gerçek öğrencinin hayatına göre mi şekillendiriyoruz?
Çünkü kitaplarda anlatılan çocuk, bazen gerçek sınıflarda yoktur.
Gerçek çocuk yorulur, ailesiyle problem yaşar, ekonomik kaygıları olabilir, dikkatini toplamakta zorlanabilir, başarısızlıktan korkabilir. Bazen hedefi yoktur. Bazen hedefi vardır ama ona ulaşabilecek imkânı yoktur.
Bu nedenle iyi eğitim, yalnızca doğru yöntemleri bilmek değildir. Bilgiyi, karşımızdaki insanın gerçekliğine göre uygulayabilme becerisidir.
Belki de eğitimde mükemmelliği aramak yerine adaleti aramamız gerekiyor.
Çünkü mükemmel eğitim herkese aynı kusursuz sistemi sunmak değil; her öğrencinin bulunduğu yerden ilerleyebilmesi için ihtiyaç duyduğu desteği görebilmesidir.
Ve bana göre gerçek eğitim koçluğu da tam burada başlar:
Kitabın bittiği, öğrencinin gerçek hayatının başladığı yerde.