Dinlemek, Öğrenmenin Sessiz Tarafıdır
Eğitimde çoğu zaman öğrenmeyi anlatmakla ilişkilendiriyoruz. İyi anlatan öğretmen, çok soru çözen öğrenci, uzun uzun açıklanan konular… Oysa öğrenmenin belki de en önemli kısmı anlatılan tarafta değil, dinleyen tarafta gerçekleşiyor.
Çünkü duymakla dinlemek aynı şey değildir.
Duymak biyolojik bir süreçtir; ses kulağımıza ulaşır. Etkili dinleme ise zihinsel bir eylemdir. Duyduğumuz bilgiyi seçmek, anlamlandırmak, daha önce bildiklerimizle ilişkilendirmek, gerektiğinde sorgulamak ve zihnimizde ona bir yer açmaktır.
Bu yüzden bir öğrenci kırk dakika boyunca sessizce öğretmenine bakabilir ama aslında birkaç dakikadır derste olmayabilir. Bedeni sınıftadır; zihni başka bir yerde kendi monoloğunu sürdürüyordur.
Belki de öğrenmenin önündeki görünmez engellerden biri tam burada başlıyor: İnsan zihni, dinlerken bile konuşmaya devam ediyor.
“Bunu zaten biliyorum.” “Bu çok zor.” “Ben bunu yapamam.” “Bu sınavda çıkar mı?” “Birazdan ne yiyeceğim?”
Öğretmenin sesi devam ederken zihnin iç sesi bazen çok daha yüksek konuşuyor.
Etkili dinleme, bu iç sesi tamamen susturmak değil; dikkati gerektiğinde yeniden anlatılana getirebilme becerisidir. Üstelik yalnızca öğrencinin sorumluluğu da değildir. İnsan zihni anlam bulamadığı, bağlantı kuramadığı ve yalnızca pasif biçimde bilgiye maruz kaldığı yerde doğal olarak uzaklaşır.
Bu nedenle etkili öğretme ile etkili dinleme birbirinden ayrı düşünülemez.
Bir öğrenciye “Beni dikkatli dinle.” demek yetmez. Onu düşünmeye davet etmek gerekir. Soru sormasını sağlamak, yeni bilgiyi eski bilgisiyle ilişkilendirmek, zaman zaman anlatılanı kendi cümleleriyle ifade ettirmek gerekir.
Çünkü öğrenme, bilginin öğretmenden öğrenciye taşındığı bir kargo teslimatı değildir. Öğrenci bilgiyi zihninde yeniden kurar.
Belki bu yüzden iyi bir dersin sonunda sorulması gereken soru yalnızca “Ne anlattım?” değildir.
“Öğrenci ne duydu?” “Ne anladı?” “Neyle ilişkilendirdi?” “Ne kadarını kendi cümlesine dönüştürebildi?”
Ve belki en önemlisi:
“Bu bilgi onun zihninde gerçekten bir yere yerleşti mi?”
Eğitimde bazen daha fazla anlatmaya değil, daha iyi dinlemeyi öğretmeye ihtiyacımız var.
Çünkü öğrenmenin başlangıcı her zaman konuşmak değildir.
Bazen insanın hayatında en büyük değişimi yaratan şey, ilk kez gerçekten dinlediği bir cümledir.