-
reklam
reklam

“Bu Gençlik Nereye Gidiyor?” Sorusu Ne Kadar Eski?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
“Bu Gençlik Nereye Gidiyor?” Sorusu Ne Kadar Eski?

Sümer tabletlerinden birinde, binlerce yıl öncesinden bugüne oldukça tanıdık gelen bir yakınma olduğu söylenir: “Bu gençlik nereye gidiyor?”

İnsan okuyunca ister istemez gülümsüyor. Çünkü aradan binlerce yıl geçmiş, medeniyetler kurulmuş, yıkılmış, dünya değişmiş; fakat yetişkinlerin gençlerden şikâyeti pek değişmemiş.

Aristoteles’e atfedilen sözlerde de gençlerin yetişkinlere saygısız davrandığından, ebeveynlerine karşı çıktığından ve öğretmenlerini öfkelendirdiğinden bahsedilir. Sokrates’e atfedilen bir başka metinde ise gençlerin lüksü sevdiği, otoriteye başkaldırdığı, büyüklerine saygı göstermediği ve çalışmak yerine konuşmayı tercih ettiği anlatılır. Hesiodos’a atfedilen sözlerde de dönemin gençlerinin kuralları önemsemediğinden ve geleceğin onlar tarafından yönetilecek olmasının kaygı verici olduğundan söz edilir.

Tanıdık geldi mi?

Bugün öğretmenler odalarında, aile sohbetlerinde, hatta sosyal medyada benzer cümleleri kuruyoruz:

“Bizim zamanımızda böyle değildi.” “Yeni nesilde saygı kalmadı.” “Çocuklar sorumluluk almak istemiyor.” “Bu gençlik nereye gidiyor?”

Belki de eğitim psikolojisi açısından sormamız gereken soru başka: Gençlik gerçekten her kuşakta kötüye mi gidiyor, yoksa her yetişkin kuşak kendisinden sonraki kuşağı anlamakta mı zorlanıyor?

Her Nesil Kendi Dünyasının Çocuğudur

Bir çocuğun davranışını, içinde yaşadığı çevreden bağımsız değerlendiremeyiz. Bugünün çocukları bizim büyüdüğümüz dünyaya doğmadılar. Daha hızlı uyarana, daha fazla seçeneğe, sosyal medyaya, sürekli bilgi akışına ve anlık ödüllendirmeye maruz kalıyorlar.

Dolayısıyla dikkat sürelerinden otorite algılarına, öğrenme biçimlerinden iletişim dillerine kadar birçok özelliklerinin farklılaşması şaşırtıcı değil.

Burada eğitimcinin görevi geçmişteki öğrenciyi bugünün öğrencisinde aramak değil; bugünün öğrencisini anlamaktır.

Bu, her davranışı kabul etmek anlamına da gelmez.

Çocuğa sınır koymak gerekir. Sorumluluk vermek gerekir. Saygıyı, emeği, sabretmeyi ve başarısızlığın ardından yeniden denemeyi öğretmek gerekir. Fakat bunları yaparken “Sizden hiçbir şey olmaz.” diyerek bir kuşağı bütünüyle etiketlemek eğitim değildir.

Çünkü etiketlenen çocuk çoğu zaman etikete uygun davranmaya başlar. Sürekli “tembel” denilen çocuk çabalamaktan, “saygısız” denilen çocuk kendini anlatmaktan, “başarısız” denilen çocuk denemekten vazgeçebilir.

Belki Soruyu Tersine Çevirmeliyiz;

Binlerce yıldır yetişkinler gençlerden şikâyet ediyor ama insanlık yine de ilerlemeye devam ediyor.

Demek ki mesele yalnızca gençlik değil.

Belki her kuşağın bir sonraki kuşağa bırakması gereken en önemli miras, “Bizim gibi olun.” baskısı değil, “Sizi anlamaya çalışıyoruz ama hayatın sınırlarını da öğreteceğiz.” yaklaşımıdır.

Çünkü eğitim, çocuğu geçmişe benzetme sanatı değildir.

Onu yaşayacağı geleceğe hazırlama sanatıdır.

Ve Sümerlerden bugüne hâlâ “Bu gençlik nereye gidiyor?” diye soruyorsak, belki artık sorunun yanına bir soru daha eklemeliyiz:

“Peki biz yetişkinler, bu gençliğe doğru yolu göstermek için nereye gidiyoruz?”

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız