Yaz Geldi Sahneler Doldu Taştı
Açık havaların o tatlı akşam esintisi, meydanlardaki coşkulu halk konserleri, masaların etrafında buluşulan yemekli mekanlar ya da binlerce kişinin aynı anda zıpladığı ayakta konserler... Şöyle bir etrafa bakınca insan seviniyor; bütçesi, tarzı ne olursa olsun herkes kendine göre bir ritim bulmuş durumda.
Kadrolar ise adeta şampiyonlar ligi gibi! Bir yanda Derya Bedavacı'nın o insanı tam kalbinden vuran damar şarkıları, acılı şarkılarıyla Hakan Altun yer alıyor. Hem enstrüman çalıp hem de birbirinden değerli eserleri seslendiren Koray Avcı bir tarafta. Diğer yanda ise sahnelerin efendisi, muhteşem enerjisi ve samimiyetiyle hem coşan hem de dinleyicisini coşturan Deha Bilimlier var. Klarnetin büyük ustası Hüsnü Şenlendirici o eşsiz enstrümanını konuşturduğunda ruhumuz resmen boyut değiştiriyor, etkisinden çıkamıyoruz. Kabak kemane virtuözü Cafer Nazlıbaş’ın o büyüleyici tonlarıyla doğrudan yüreğimize işliyor, kendimizden geçiyoruz. Linet, Hande Dönmez ve Bülent Ersoy sahneye çıktığında ise o devleşen seslerle adeta büyüleniyoruz. E pop tarafı da durmuyor tabii; Gülşen ve Hadise’nin görsel şovları, Oğuzhan Koç’un dillerden düşmeyen nakaratları derken her köşe başında ayrı bir festival havası esiyor. Peki, biz niye bu kadar bağlandık bu konserlere? Çünkü biz Türk halkı olarak müziği sadece "dinlemiyoruz", onu yaşıyoruz. Neşemizi de müzikle katlıyoruz, içimizdeki o dumanı tüten hüznü de yine bir şarkının sözüne, notalarına sarılıp atıyoruz. Sahneden yükselen bir melodi, binlerce yabancı insanı tek bir ses yapmaya yetiyor. İlacımız da bu, terapi yöntemimiz de...
Sözün özü; yaz bitmeden, havalar soğumadan gidebildiğiniz kadar konsere gidin, avazınız çıktığı kadar söyleyin o şarkıları. Çünkü hayat, tam da o sahne ışıkları altında, sevdiklerimizle aynı nakaratı haykırdığımız anlarda güzel.