Kırıntılarla Beslenen Değil, Kendini Seçen Kadın
Son yıllarda ilişkileri tanımlayan yeni kavramlar hayatımıza girdi. Love bombing, ghosting, breadcrumbing, orbiting… İsimleri yabancı olabilir ama hissettirdikleri oldukça tanıdık. Bir gün yoğun ilgiyle göklere çıkarılmak, ertesi gün hiçbir açıklama yapılmadan yok sayılmak ya da sadece umudu canlı tutacak kadar ilgi görmek…
Psikoloji bu davranışların nedenlerini açıklayabilir. Kimi zaman bağlanma stilleri, kimi zaman kaçınmacı kişilik özellikleri, kimi zaman da kişinin kendi çözemediği duygusal yaraları bu davranışların temelinde yer alabilir. Fakat asıl sormamız gereken soru çoğu zaman şudur: Neden bu davranışlar karşısında kendimizden vazgeçiyoruz?
Çünkü mesele her zaman karşımızdaki kişinin yaptığı değildir. Mesele, bizim buna neden razı olduğumuzdur.
İnsan zihni tanıdık olana yönelir. Çocukluğunda sevgiyi emek vererek kazanan, sürekli onay almak zorunda kalan ya da sevginin koşullu olduğuna inanan biri, yetişkinlikte de belirsiz ilişkileri normalleştirebilir. Sevgiyle mücadeleyi birbirine karıştırabilir. Yorulduğu hâlde gitmeyebilir. Bekledikçe kazanacağını sanabilir.
Spiritüel açıdan bakıldığında ise yaşamın ilginç bir öğretme biçimi vardır. Aynı dersi, farklı insanlar aracılığıyla tekrar tekrar karşımıza çıkarır. Çünkü evrenin amacı bizi cezalandırmak değil, farkındalığa davet etmektir. Kendimizi değersiz hissettiren her ilişki, aslında içeride hâlâ şefkat bekleyen bir yanımıza ayna tutar. O aynaya bakmadan sadece kişileri değiştirmek ise döngüyü değiştirmez.
Tam da bu noktada sıkça konuşulan dişil enerji, yanlış anlaşılan bir kavram olmaktan çıkmalıdır. Dişil güç, peşinden koşulan olmak değildir. Gizem yaratmak, ulaşılmaz görünmek ya da manipülasyon yapmak hiç değildir. Gerçek dişil güç, kendi merkezinde kalabilmektir. Kendini unutmadan sevebilmek, sınır koyabilmek ve sevgiyi dilenmeden yaşayabilmektir.
Öz değer ise dışarıdan verilen bir unvan değildir. Birinin sizi seçmesi, size yazması ya da sizi kaybetmekten korkması öz değerinizi belirlemez. Öz değer, kimse sizi alkışlamazken de kendinize aynı saygıyı gösterebilmektir. Çünkü insan, kendine nasıl davranıyorsa çevresine de aslında onu öğretir.
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey, yeni ilişki terimlerini ezberlemek değil, kendi iç sesimizi yeniden duymaktır. Çünkü öz değer yükseldiğinde, kırıntılar sofraya dönüşmez. Belirsizlik aşk sanılmaz. Sessizlik, değersizlik olarak yorumlanmaz.
Ve insan en güçlü hâline, bir başkası onu seçtiğinde değil, aynaya baktığında kendini seçebildiğinde ulaşır. O gün geldiğinde ne love bombing büyüler ne ghosting yıkar ne de umut kırıntıları bir ömrü bekletmeye yeter. Çünkü gerçek güç, başkasının ilgisinde değil, insanın kendi değerini hatırlayabilmesindedir.