reklam
reklam

Hayalinizdeki Köpek, Hayatınıza Uygun mu?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Hayalinizdeki Köpek, Hayatınıza Uygun mu?

Bir köpek sahiplenmeye karar verdiğinizde çoğu zaman ilk soru “Hangi köpeği istiyorum?” oluyor. Oysa benim yıllardır meslek hayatımda insanlara sorduğum ilk soru çok daha farklı: “Siz nasıl bir hayat yaşıyorsunuz?”

Çünkü köpek seçmek, beğendiğimiz bir otomobili seçmeye benzemez. Görüntüsüne, zekâsına, popülerliğine ya da yıllardır hayalini kurduğumuz bir ırk olmasına bakarak verilen kararın bedelini çoğu zaman insanlar değil, köpekler ödüyor.

Meslek hayatım boyunca bunun örneklerini ne yazık ki çok gördüm. Bir aile çok zeki olduğu için bir ırkı istiyor, başka biri görünüşüne hayran olduğu için karar veriyor. Sonra birkaç ay geçiyor ve aynı cümleleri duymaya başlıyorum: “Çok hareketli”, “Söz dinlemiyor”, “Evde durmuyor”, “Biz bu kadar zor olacağını düşünmemiştik.”

Aslında çoğu zaman sorun köpekte değil. Sorun, o köpeğin genetik özellikleriyle ailenin yaşam biçiminin birbirine uymamasında.

Her ırkın geçmişi, enerji seviyesi, çalışma isteği, sosyalleşme ihtiyacı, bakım gereksinimi ve davranış eğilimleri farklıdır. Yüzyıllar boyunca sürü gütmek, koruma yapmak ya da çalışmak için seçilmiş bir köpeği yalnızca “çok akıllı” olduğu için sahipleniyorsanız, o zekânın beraberinde getirdiği ihtiyaçları da karşılamaya hazır olmalısınız.

Özellikle eğitimlerde sık karşılaştığım bir tablo var: Küçük bir apartman dairesinde yaşayan, yoğun çalışan bir aile yüksek enerjili bir köpek sahipleniyor. Köpek yeterince yürüyemiyor, zihinsel olarak çalıştırılmıyor, enerjisini doğru yere aktaramıyor. Ardından havlama, eşya parçalama, çekiştirme ya da kontrol sorunları başlıyor. Sonra da köpeğe “problemli” etiketi yapıştırılıyor.

Oysa köpek yalnızca ihtiyacını anlatıyor.

Beni en çok üzen taraf ise yavruluk dönemindeki ilk heyecan geçtikten sonra başlayan süreç. İlk günlerde fotoğraflar çekiliyor, oyuncaklar alınıyor, herkes onunla ilgileniyor. Sonra tuvalet eğitimi, dişleme, yürüyüş, veteriner masrafları, eğitim, bakım ve günlük sorumluluklar ortaya çıkıyor. “Canım cicim” dönemi bitince bazı aileler gerçek sorumlulukla ilk kez karşılaşıyor. Ve ne yazık ki terk edilmelerin önemli bir kısmı da tam burada başlıyor.

Bu yüzden sahiplenmeden önce kendinize dürüstçe sorun: Gün içinde kaç saat evdesiniz? Her gün düzenli yürüyüş yapabilir misiniz? Eğitim için zaman ayırabilir misiniz? Bu sorumluluğu 10-15 yıl sürdürebilir misiniz?

Benim için doğru sahiplenmenin ilk kuralı çok basit:

Hayalinizdeki köpeği değil, hayatınıza uygun köpeği seçin.

Çünkü bir köpeği sevmek, onu istemekten çok daha fazlasıdır. Gerçek sevgi, onun ihtiyaç duyduğu hayatı gerçekten verebilmektir.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız